"MEYVE VE SEBZE İHRACATIMIZ VE SORUNLARI"
Doç.Dr. Hasan Vural
Türkiye’nin önemli dışsatım ürünleri arasında tarım ve gıda ürünleri de yer almaktadır. Her yıl milyarlarca dolarlık ekonomiye katkı sağlayan bu sektörün öneminin devam etmesi ancak tarımsal gelişmeye önem vererek gerçekleşecektir. Bunun yanı sıra ihracatta dikkat edilmesi gereken kritik ve önemli konular göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle sürekli ve yeterli miktarda araştırmalar yapılması gerekmektedir. Pazarlamada modern yöntemler kullanılmalı, pazar iyi analiz edilmeli ve profesyonel bir çalışma ile faaliyette bulunulmalıdır.
İhracat piyasası rekabetçi bir yapıya sahiptir. Ancak iyi hazırlanmış firmalar başarıyı yakalayabilirler. Bunun için sürekli piyasalar takip edilmelidir. Dünya tarımının en önemli fuarlarından olan 16.Dünya Meyve Sebze Fuarı (Fruit Logistica) (www.fruitlogistica.com) 68 ülkeden 2110 katılımcıyla 7-9 Şubat 2008 tarihlerinde gerçekleşmiştir. 2006’da Dünya meyve-sebze üretimi 1,4 milyar ton oldu (900 milyon ton sebze ve 500 milyon ton meyve). 2007’de meyvede dünya ticareti % 10 artarken, sebzedeki artış % 3,5 idi. AB’nin üretimi son 1 yılda % 2 artarak, meyvede 37 milyon ton (rekor üretim) ve sebzede ise 57 milyon ton üretim gerçekleşti Dünyada 800 milyon ton sebze ve 650 milyon ton meyve üretimi var. Pazarı 2,6 trilyon € olarak kestiriliyor. Alıcı ülkelerin, üretim süreci üstündeki artan gözetim ve denetim konusu 2008’de temel gözlem oldu.
Avrupa Birliği (AB), 24 Ocak 2007 de tarım piyasasası için yeni düzenlemeler getirdi. Kuralların 2008’de yürürlüğe girmesi bekleniyor. Buna göre: +Her tarımsal işletme adı EO olan 1 üretim organizasyonu tescili almak zorunda. +Bu EO’ ların üretim payı , toplamın % 20’sinin altında kalırsa, AB’nin EO’ların üretim giderlerine katkısı %50’den, %60’a çıkıyor. +Kriz dönemlerinde “ kriz yönetimi “ ilkesiyle işletme giderlerinin % 60’ını karşılanıyor. +Ekolojik üretimde giderin %60’ı ödeniyor. +Kişi başına günde 40O gr meyve –sebze tüketimi baz alınarak, çocuklara dönük reklam harcamalarının % 60’ı sübvanse ediliyor (AB, 5 A Day Programı için 2006 ‘da 13.8 milyon € destek verdi ).
Meyvede % 80, sebzede ihtiyacının % 60’ını ithal eden Almanya, 2007’de Almanya Taze Meyve Federasyonu (DFHV) meyve -sebze yetiştiriciliğinde sosyal ve çevre değişkenlerine dayalı olarak bir “ Davranış Kodeksi “ oluşturdu. Bu Kodeks, üretici ülkelerde çalışma ve sosyal koşulları iyileştirmeyi ve bunun yanında üretim girdilerinin iyi olmasını, çevreninse daha çok kollanmasını hedefliyor. DFVH üyelerine, bu Kodeks’in, alıcılara uygulanmasını “tavsiye etti“ . Federasyon bu olmazsa, Global-Gap ,Code of Conducts ya da Standart for Social Accountability ‘ın işletilmesini “ önerdi “. Bu çerçeve, pazara yeni çıkan üretici ülkelerinin üretim maliyeti dışında başkaca “ tarife dışı engeller “ ile karşı karşıya kalacaklarını gösteriyor (www.dfhv.de ).
Fuarda bulunan 40 bin alıcıdan 2007’de % 86’sı ve 2008’de de % 90’ı Almanya dışındandı. İyi organize edilmiş bir fuar ülkelere “uluslar geçidi“ yaptırıyor. Buna göre meyve sebze üretiminde artık “küçük” ülke yok ama 2008 de anlaşıldı ki, “ büyüyemeyecek çokça küçük “ var. Burada temel kural; doğru tohum ya da fidana yönelmek, sonrasında kalıntı bırakmayacak kadar az ilaç /gübre kullanarak zamanında hasat etmek ve kabul gören paketleme içinde ihraç etmek. Bu temel kuralları gözetmezseniz, Türkiye gibi potansiyel anlamda “ in “ ama reel anlamda “ out “ oluyorsunuz. Ama bu zincirin kurallarını yerine getirmek de yeterli değil. “Fiyatda ve malda süreklilik” en az yukarıdaki zincir kadar önemli. Bir de ürün tiplemesi değişikliği yaratacak tohumdaki öncülük, gelişmişlerin bir başka avantajı. Önemli bir nokta ise, İtalyan katılımcılarının 14’ünün bir üretici birliği olan şirketler birliği olmasıydı. Fruit Logistica’daki “ İnnovasyon Ödülü “ , tüketici tercihlerinin oluşturulmasında önemli bir araç. İşletme yönetimi danışmanlığı da giderek öne çıkıyor.
İHRACATTA BİR ZORUNLULUK: EUREPGAP
Europgap 1999’da, 21 kurucunun imzasıyla, gönüllü bir kuruluş olarak doğdu. Kuruluşun ”Good Agriculturul Practices” başlığından “Gap“, Avrupa’nın kısaltılmasıyla “ Eurep” , EUREPGAP’ı ortaya çıkardı. Üyesi olan kuruluş, İSO 65 Standardına uymayı gönülü olarak kabul ediyor. Düzenleme tüm gıda maddelerini kapsamakla birlikte, meyve ve sebze öne çıkıyor. Organizasyonun yönlendirici üye sayısı 275’e ulaştı. Halen dünya genelinde 57.000 kuruluş (2005’e 35000 kuruluş ) Eurepgap sertifikası kullanma hakkı taşıyor. Bu sayı, 2003’de 13 bin idi. 92 ülkede akredite edilmiş 89 kuruluş, Eurepgap belgesi işlemi yürütme hakkına sahip. Bununla tüketici; uygun ve güvenli ortamda üretilmiş ürünün kendisine ulaştırılmasında garantili bir sistemden yararlanıyor (www.euregap.org).
Yıllık politika; global dünya konferansıyla belirleniyor. 6.Global Konferans, 46 ülkeden 470 delgenin katılımıyla gerçekleşti. Eurepgap belgesi, ihracat yapmak isteyen ülke / firma için bir “Yeşil Kart” özelliği taşıyor.Bunun son güzel örneği, Kenya’ da yaşandı. 2003 de yaratılan bir kurumsal destekle, 1000 kuruluş Eurepgap Belgesi aldı. Yılda 260 bin ton meyve-sebze ihractı gerçekleştirildi.Bu miktarın % 90’ı AB’ye yapıldı. Kenya’da 1 milyon yeni istihdam yaratıldı.
Eurepgap , gıda alımları kadar hayvancılık,çevre ve işyeri koşulları konusunda da bir etik kod oluşturuyor.Eurepgap’ın garantileri şunlar :
*Tarımda kalitenin taahhüd edilmesi. Bitki korumada kabul edilebilir sınırların ötesinde maddeyi gönüllü olarak kullanmamak. *İade hakkını öngören ve kabullenen bir tarımsal güvenlik sistemini benimsemek. *Tarımsal pratiğin sürekli iyileştirilmesi ve ilerletilmesini öngören bir zincirin kurulmasını teminetmek. *Belgelendirme sisteminin gereği olan tüm işlemleri yerine getirmek. *Sistemin temel aktörlerinin kendi aralarında görüşme ve uzlaşı düzenini temin eden bir anlaşma sisteminin kurulmasını sağlamak.
Türkiye’de halen bir Ulusal Teknik Çalışma Grubu (NTWG –Turkey) görev yapıyor. Bu Kurulda Tarım Bakanlığı’nın yanında, üniversiteler, İhracatçı Birlikleri, Ziraat Odaları ve STK’ların temsilcileri var. Kurul, bir ulusal aksiyon planı üstünde çalışıyor. Bu plan’ın benimsenmesi halinde , yaş meyve- sebzede önemli bir sinerji yaratılacak.Yeni bir olgu da ekolojik ürünler için eko garantisi sistemi. Halen 60 ülkede çalışiyor (www.bcs-oeko.com).
İHRACATTA YENİ EĞİLİMLER
Fuardan edinilen izlenimler sonucu şu noktalar ön plana çıkmıştır. Taze sebze meyve sektöründe ürün tüketim trendleri değişmiyor (Almanya’da son 5 yıldır meyvede ana payı elma, sebzede domates alıyor ). Ancak bir ürün segmentinin değişmesi ürün değerini çok artırıyor. Örneğin domates standart olarak fiyatını korurken, chery, kokteyl ve romato tipleri büyük fiyat artışları sağladı. Tüketici için ürün işlevselliği öne çıkıyor. Bu, ambajlama ve paketlemeyi çok önemli kılıyor. Üründe ambalajın önemi yüzde 50’ye ulaştı. Paketleme teknolojisi çok gelişti ve bu sektörde yerini aldı. İtalya paketlemenin anahtar ülkesi. Paketleme ve lojistik atbaşı ve birbirini izleyerek gelişiyor. Lojistik, taşımacılığı gerektiriyor. Türkiye’nin aksine, deniz ulaşımı öne çıktı. Akdeniz limanları gözde. İyi organize edilmiş limanlar, yaş meyve sebzenin geleceğini oluşturacak.
Sektör, alım cazibesi yaratan her olayı /fırsatı / olanağı, maksimum anlamda değerlendiriyor. Cazibe ögesinin başında sağlık öğesi geliyor. 2007’de AB’nin desteklediği “Günde 5 kez meyve- sebze yiyelim!” “ adlı sağlıklı yaşam kampanyası, 2008’de de sürdürüldü.Ürün bazlı rekabet giderek kırıcı hale geliyor. Maliyet öğesini gözetmeyen hiç bir ürünün pazarda yaşama şansı yok. Üretim ancak pazar esaslı mümkün. Ürün olgunlaşıp pazara çıktığında, pazarda yerini bulmak durumunda. Bilgi çağı gereği bir ürün varyetesi bugün var, yarın yok, ya da olmayabilir. Hiç bir ürünün pazarda mutlak anlamda varolma garantisi yok. Ürün paletini genişletenler, ürün yönetiminden çok pazarlamacılar. Pazarlama dünyasının kabul etmediği bir ürünün piyasada tutunamadı kural haline dönüştü.
Marka çok önemli bir belirleyici. Marka yoksa ürünün satılma şansı arizi bir olay (Türkiye’ den markalı kiraz ihracatçısı Alara , sadece markasıyla, hiç bir ürün teşhir etmeden son 3 yıldır ilginç bir sergileme yapıyor). Markalaşma ister istemez tekel halini ortaya çıkarıyor. Yaş meyve ve sebzede artan üretim ve gelişmiş ülkelerde yaşlanan nüfusa paralel olarak artmayan tüketim, rekabeti körüklüyor. Kalite ve standart ön planda. Gönüllü kuruluş Eurepgap, WorldGap türü belgelemeler, yaşamsal önem kazanıyor. Tohumda ve üründe buluş yerine, innovasyon ön planda. Yenilikçilik, tüketici rahatlığı sağlamak olarak ifadesini buluyor. Turşu, kurutulmuş domates gibi türev ürünler Fuarda (pazarda) çok nadir yer alıyor. Bunu yorumlayacak elde bir veri yok. Artan pazar rekabeti, yaş meyve - sebze satılmadan, türev ürünlere de zemin olmadığını anlatıyor.
Kimi ülke, pazarda ana ürün yerine, belli başkaca avantajlarıyla konumlanıyor. Polonya taşımacılıkta kendisini sunarken, Hollanda meyve terminali, toptancı pazarlar ve bulk containers konusunda, İtalya ve İspanya ise paketleme ve ayırma makinelerinde üstünlüğünü sergiledi. Ülkeler sınıflanmasında son 4 yıldır değişmeyen üç öbek var: G.Afrika, Fas, Kenya, Mısır, Türkiye gibi “yeni ülkeler” birinci grubu oluşturuyor (Dünya ihracatı içinde her birinin payı % 1–1,5).Yaş meyve-sebzede Türkiye, iklim /toprak /girişimci üçlüsünü buluşturması nedeniyle doğal olarak şanslı bir ülke. Türkiye ‘nin pazar payı ise bu “doğal şansıyla” ters orantılı durumda.
Gelişmiş ülkeler küçük üreticilerini dış pazara sevkinde, kooperatif (İspanya ve Yunanistan ) ve şirketler birliği (İtalya ) türü organizasyon tipleri, giderek daha fazla öne çıkıyor. Fresh Convenience Market ( Taze kesilip paketleme ) pazarı giderek daha fazla ilgi topluyor. Kentlerde yaşayan çekirdek altı aile yapısı, bu türden tüketimi daha da özendirecek. Bu tür ürünlerin Almanya’da tüketimi, 2007/08 döneminde % 11 arttı. Organik ürün ne pay, ne de değer olarak artıyor. Çalışma standartları, üretici ülkelerce giderek daha fazla empoze ediliyor. Bu koşulları içeren Kodeks’in gereğini yapmayan ülke /şirket ürünleri fiilen ambargo görüyor. Standartlara ilişkin denetimlerin tek taraflı yapılması üreticilerin işini daha da zorlaştırıyor.
TÜRKİYE’NİN İHRACATININ YAPISI VE SORUNLARI
Dünya’nın en önemli meyve sebze üreticilerinden olan Türkiye temelde ihraç piyasalarına uygun tür/cinslerde üretim yapmıyor. Piyasalara çıpasını atmış ve tutunmuş ülkelerin öğretisi açık: Üretilen ürünün beşte biri ihraç edilecek! Türkiye gibi toplam ürününün % 2 gibi marjinal kısmını ihraç edebilen bir ülke için “rekabetçi üstünlük”den çok, Ricardo’nun ünlü “ mukayeseli üstünlük “ öngörüsüne uygun ihracat yaptığını söylenebilir. 50 ülkeye meyve ve 60 ülkeye sebze ihraç eden bir ülke için “çekirdek sorun” burada gömülmüş duruyor. Önem kazanan olgu, ihracatçının “tutundurma stratejisi” nin doğru işlemesi. Bu hem bu pazarlarda hem yoğunlaşmayı, hem de her yıl düzenli oranlarda artışı gerektiriyor. “ Bir parti mal “ satma dönemi bitti!
Türkiye “büyük” üretiminde kalitesi “düşük” ürün yapıyor. Sekiz üründe dünyada ilk 10 da yer aldığını savlayan Türkiye bunu ihracat konusu yapamıyor. Ya fidanda ya da tohumda sorun var. Geleneksel üretim artık ihracat için yeterli değil. İhracat için mevcut “ üretim birlikleri “ kesinlikle yeterli değil. İhracatın yeni bir sıçrama yapması şirketler birliği türü bir şemsiye organizasyonunu ve dış dünyada stratejik ortaklıkları zorunlu kılıyor (Bu alanda 6 firmanın oluşturduğu Albiya bir ilk örnek). Türkiye, üretimini ölçeği yetersiz alanda yapıyor. Ortalama 5.9 dönümlük alan, etkin bir üretime yetmeyince, geleneksel ürün trendleri de kırılamıyor (Alara, 45 milyon $ lık ihracat sonrası ürün bulamıyor ve bu yüzden Arjantin Patagonya bölgesinde üretim yapıyor). Türkiye, ürünü önemsiyor, paketlemeyi küçümsüyor. Kötü paketlemede mal pazarını bulamıyor. Bu işe çok etkin giren Türkiye bankacılığı ise olayın finansmanından hemen hemen çıkmış durumda. Türkiyenin uluslararası sertifikaları yetersiz. Eurepgap, ülke standardı olarak benimsendi ama uygulayan şirket 100 ü ancak geçti. 2.6 trilyon euroluk bir pazarda Türkiye’nin payı 1 milyar doları ancak aşıyor. İhracatda dünya içi yeri 9.culuk. Meyvede ise yine yeri 12.cilik. Sıralamadaki bu yer son 5 yıldır değişmiyor. Bunun sonucu ihracatda beklenen büyük sıçrama bir türlü yaşanmıyor.
|