<!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} a:link, span.MsoHyperlink {color:blue; text-decoration:underline; text-underline:single;} a:visited, span.MsoHyperlinkFollowed {color:purple; text-decoration:underline; text-underline:single;} @page Section1 {size:595.3pt 841.9pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} -->
TÜRKİYE’DE GIDA POLİTİKASI VE GIDA PAZARLAMASI
Doç.Dr. Hasan Vural
U.Ü. Ziraat Fakültesi hvural@uludag.edu.tr
Gıda sanayinde hammaddenin üretiminden, işlenmesi ve tüketimine kadar tüm aşamaların ülkenin ekonomik, sosyal ve teknolojik sağlayacak hedefler doğrultusunda belirlenmesi gıda politikası olarak tanımlanmaktadır. Türkiye’de gıda maddeleri üretim stratejisi; iç tüketimin öz kaynaklarla karşılanması, ortaya çıkacak fazla üretimin ihraç edilmesi olarak özetlenebilir.
. Ülke gıda politikasının temel hedefleri; insanların yeterli, dengeli ve sağlıklı beslenmesini sağlayacak gıdalar üretmek, tarımsal artıkların değerlendirilerek ekonomiye katkısını sağlamak, kaliteli gıda üretimini sağlamak, gıda sanayinin ihracata yönelik üretimini sağlayarak ekonomiye katkısını artırmak, gıdalara hammaddeden geçen kalıntıların ( hormon, antibiyotik vb.) düzeylerini sağlığı riske sokmayacak seviyelerin altına indirmek şeklinde özetlenebilir.
Gıda sanayinde halen ilke teknolojinin varlığını sürdürmesi ve küçük kapasiteli üretim, pazarda rekabet şartlarını gelişmiş ülkelerden farklı kılmaktadır. Bu şekilde çalışan piyasalara et, süt, unlu mamüller ve şeker sanayileri örnek verilebilir.
Genel olarak, temel hammaddesini tarımdan sağlayan gıda, içki, tütün ve tekstil gibi tarıma dayalı sanayinin Türkiye ekonomisi içinde öteden beri önemli bir yeri vardır. Toplumun temel ihtiyaç mallarını yurtiçi üretimle karşılamaya çalışmasıyla, başta gıda güvenliği olmak üzere, kendine yeterlilik bakımından ülke ekonomisi için stratejik öneme sahiptir. Emek yoğun sektörler olarak bilinen bu sektörlerin, Türkiye ekonomisine sağladıkları en önemli katkılardan biri de şüphesiz istihdama yaptığı katkıdır. İstihdam katkısı, 2004 yılı itibariyle; nüfusu % 1,35 gibi göreli olarak yüksek sayılabilecek bir yıllık nüfus artışı ile yaklaşık 72 milyona ulaşmış ve nüfusunun % 30’u 15 yaşın altında olan Türkiye gibi bir ülke (DPT, 2004) için daha da önemli olmaktadır. 2000 yılı toplam sivil istihdam içindeki payı yaklaşık % 18 olan sanayi sektörü istihdamının, yaklaşık % 40’ı tarıma dayalı sanayi sektörlerinden sağlanmaktadır (DİE, 2002).
Tarıma Dayalı Sanayii Sektörleri ve Gıda Sanayii
Tarıma dayalı sanayii sektörü yapısal olarak, nişasta ve nişasta bazlı şekerler, bira ve malt, yüksek alkollü içecekler, balık ve su ürünleri işleme, şarapçılık, tütün ürünleri gibi bazı alt sektörler dışında, genel olarak küçük ve orta ölçekli işletmelerin sayıca egemen olduğu bir sektör görünümündedir. İmalat sanayi içinde 10 ve daha fazla çalışana sahip işyerleri arasında, sektörün işyeri sayısı bakımından, 2000 yılı itibariyle payı yaklaşık %36’dır. Tarıma dayalı sanayi sektöründe, 10 ve daha fazla çalışana sahip işyerleri sayısı yaklaşık 4 bin dolayındadır.
Sektördeki işyeri sayıları, alt sektörlere göre incelendiğinde, en fazla işyeri sayısına sahip olan sektörün elyaf ve iplik sektörü olduğu görülebilir. Bu sektörleri, gıda sanayi içindeki, en fazla işyerine sahip olan un ve unlu ürünler sektörleri izlemektedir. Un ve unlu ürünler sektöründe faaliyet 206 gösteren işletme sayısı 2000 yılında 650 dolayındadır. Damıtık alkollü içkiler, bira ve malt, şarapçılık, şeker üretimi ve arıtımı, su ürünleri işleme sektörlerinde göreli olarak az sayıda firma faaliyet gösterirken, sebze ve meyve işleme, yem, süt ve süt ürünleri, bitkisel ve hayvansal yağlar, mezbaha ve et ürünleri, şekerleme ve çikolata ile diğer gıda sektörlerinin her birinde 100’ün üzerinde işletme faaliyet göstermektedir.
Sektördeki işyeri sayılarına bakıldığında, 1990-2000 yıları arasındaki 10 yıllık dönem boyunca gıda sanayinde genel olarak bir azalma, dokuma sektöründe ise önemli sayıda artış söz konusudur. Gıda sektörünün işyeri sayındaki bu azalma, anılan dönemde 2000 yılı sabit fiyatlarıyla üretim değeri ve katma değerindeki artış göz önünde bulundurulduğunda, 1994 yılında ülkede yaşanan ekonomik krizin de etkisiyle finanssal yapıları zayıf, daha çok mevsimsel çalışan ve kapasite kullanım oranları düşük, çoğunlukla küçük ve orta ölçekli işletmelerin sektörden çekildikleri ve sektörlerde önemli yoğunlaşmaların gerçekleştiği, şeklinde yorumlanabilir. 1990-2000 döneminde işyeri sayıları yıllık ortalama olarak, tütün ve ürünleri sektöründe %5,8, gıda sektöründe %1,3, içki sektöründe % 1,2, deri işleme sektöründe % 0,5 oranında azalmış, dokuma sektöründe % 7, yem sektöründe ise % 0,6 oranında artmıştır. Tarıma dayalı sanayi sektörleri çoğunlukla emek yoğun sektörlerdir. Neredeyse dünyadaki tüm ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de ciddi sosyal sorunlar doğurmaya aday olan işsizliğin azaltılması bakımından, tarımsal sanayinin sağladığı istihdam olanakları küçümsenemez bir önem taşımaktadır. Tarıma dayalı sanayi sektörlerinde 2000 yılında, 10 ve daha fazla çalışanı olan işyerlerinde toplam 454 000 kişi istihdam edilmiştir. Bu değerle sektörün, 1,13 milyon kişi olan imalat sanayi istihdamı içindeki payı % 40,2’dir.
Sektörler Arası Bağlantılar ve Yoğunlaşma
Tarıma dayalı sanayinin, tarım ürünlerine kararlı bir talep yaratması, tarım ürünlerini işleyerek katma değerini artırması, tarım sektörünün ulusal ekonomiyle bağlantısında bir köprü görevi üstlenmesi, sektörü, tarımdaki yapısal gelişmelerin en önemli dışsal dinamiği haline getirmiştir. Tarıma dayalı sanayi sektörlerinin yapısı ve sektörler arası yapısal ilişkilerini ortaya koymak için yararlanılabilecek en önemli araçlardan biri girdi-çıktı tablolarıdır. Türkiye ekonomisi için yayınlanmış en yeni girdi-çıktı tablosu, DİE tarafından hazırlanmış 1996 yılı tablosudur. Buna göre, sektörlerin üretim değeri içinde brüt katma değerinin payı; gıda sektöründe %33,4, içki-tütün sektöründe % 47,9, dokuma-giyim sektöründe ise % 35,0’dır. Yine parasal değerle yüz birim üretim değeri içinde emek faktörüne yapılan ödemeler, gıda-içki sektöründe 4,3 birim, içki-tütün sektöründe 5,3 birim, dokuma-giyim sektöründe ise 7,4 birimdir.
Girdi-çıktı analizi çerçevesinde sektörlerin ekonomik yapıda birbirleri ile ilişkilerinin, yapısal bağımlılıklarının önemli bir göstergesi olarak, geri ve ileri bağlantı katsayılarından yararlanılır. Bu yapısal katsayılar aynı zamanda sektörlerin üretim çoğaltanları olarak da adlandırılır. Geri bağlantı katsayısı, sektörün nihai talebindeki bir birimlik artışın, kendisi dahil, tüm sektörlerde yaratacağı üretim değeri artışını ifade etmektedir. Buna göre, gıda sektörü nihai talebinin bir birim (parasal anlamda) artması durumunda gıda sektörü dahil, ekonominin tüm sektörlerinde gerçekleşecek üretim değeri artışı 2,164 birimdir. Bu katsayılar içki-tütün sektörü için 1,906, dokuma-giyim sektörü için 2,292’dir.
İleri bağlantı katsayısı ise, ekonominin tüm sektörlerinin nihai talebinde bir parasal birim artış olması halinde, ilgili sektörün üretim değerinde gerçekleşecek artışı ifade eder. Örneğin ekonominin tüm sektörlerinin nihai talebinde bir parasal birim artış olması durumunda, bu gıda sektörünün üretim değerinin 1,372 birim artması şeklinde gıda sektörüne yansıyacaktır. İleri bağlantı katsayıları, içki-tütün sektöründe 1,107, dokuma-giyim sektöründe ise 1,571’dir. Tarıma dayalı sektörlerin, tarım sektörüne bağlantılarının bir ölçüsü de tarım sektörüne bağlantı katsayılarıdır. Tarım sektörüne bağlantı katsayıları tarıma dayalı sektörlerin nihai talebinin bir birim artması durumunda tarım sektörü üretim değerinde yol açacakları miktarı ifade eder. Ülkemizde gıda sektörü talebinde gözlenecek bir parasal birimlik artış, tarım sektörünün üretim değerinde 0,432 birimlik artışa yol açmaktadır. Tarım sektörüne bağlantı katsayıları içki-tütün sektöründe 0,302, dokuma giyim sektöründe ise 0,162’dir. Bu sektörler, ekonomi içinde tarım sektörüne bağlantı katsayıları en yüksek üç sektördür.
Tarıma dayalı sanayi, genellikle çok sayıda küçük ve orta ölçekli işletmenin yer aldığı, sektöre giriş çıkışın canlı olduğu, rekabetçi bir piyasa yapısına sahip bir sektör olarak bilinmektedir. Çok sayıda alt sektörün olduğu tarıma dayalı sanayi sektöründe bu genel özelliklerden önemli farklılıklar gösteren, yoğunlaşmanın yüksek olduğu, rekabetçi bir piyasanın olmadığı, az sayıda büyük ölçekli firmaların faaliyet gösterdiği, nişasta ve nişasta bazlı şekerler, bira ve malt, yüksek alkollü içkiler, balık ve su ürünleri işleme, şarapçılık, tütün ürünleri gibi alt sektörlerin varlığı da bir gerçektir. Damıtık alkollü içkiler ve tütün sektörleri uzun dönem, devlet tekelinin olduğu sektörlerdir. Dışa açılma politikalarıyla birlikte bu sektörlerde, devlet tekeli kaldırılmış olsa da, özelleştirmeler ile bu sektörlere çok uluslu büyük şirketlerin girmesi, özelleştirmelerin sağlıklı tamamlanamaması yüzünden arzulanan rekabetçi piyasa yapısına ulaşılamamıştır.
Tarıma dayalı sanayi sektörleri içinde yoğunlaşma düzeyinin çok yüksek (dolayısıyla rekabetin en az) olduğu sektörler sırasıyla; nişasta ve nişasta bazlı şekerler, balık ve su ürünleri işleme, bira ve malt, yüksek alkollü içecekler, şarapçılık sektörleridir. Bu sektörlerdeki satış hasılatı büyüklüğü bakımından ilk dört sırayı alan firmaların toplam satışları, sektörün satış hasılatı toplamının % 70’inin üzerindedir. Özellikle nişasta ve nişasta bazlı şekerler sektöründeki yoğunlaşma oldukça dikkat çekicidir. Bu sektördeki en büyük dört firmanın birlikte toplam satış hasılatı, sektörün toplam satışlarının yaklaşık %96’sına karşı gelmektedir. Bu sektörde Cargill, Amylum gibi çok uluslu gıda devleri yanında, büyük ölçekli yerli firmalarda faaliyet göstermektedir.
Gıda sanayinin artan tatlandırıcı talebi nedeniyle sektör hızlı bir gelişme göstermiştir. Sektörün üretim bileşiminde nişasta % 30 oranında, nişasta bazlı şeker % 70 oranında pay almaktadır. Tarıma dayalı sanayi alt sektörleri içinde, makarna, şehriye unlu ürünler sektöründe, alkolsüz içecekler, maden ve kaynak suları sektöründe, tütün ve ürünleri sektörü ile kakao, çikolata ve şekerleme sektöründe yoğunlaşma düzeyi yüksektir. Satış hasılatı büyüklüğü bakımından sektörün ilk dört sırasına sahip firmaların birlikte, sektörün toplam satışları içindeki payı % 31 ile % 50 arasında olan ve yoğunlaşma düzeyi orta kabul edilen sektörler sırasıyla süt ve süt ürünleri, bitkisel ve hayvansal yağlar, fırıncılık ürünleri, halı ve kilim, diğer gıda, şeker üretimi, et ve et ürünleri sektörleridir.
Yem, deri işleme, giyim dışı hazır tekstil, un-irmik, sebze ve meyve işleme, tekstil sektörleri ise yoğunlaşmanın düşük, serbest rekabetin en fazla olduğu tarıma dayalı sanayi sektörleridir. Bu sektörlerde satış hasılatı en yüksek olan ilk dört firmanın toplam satışları, sektörün toplam satış hasılatı içindeki payları % 29 ile % 12 arasında değişmektedir. Pamuk elyafı ve ipliği sektörüyle, sebze ve meyve işleme sektörleri yalnızca tarıma dayalı sanayi sektörleri arasında değil, aynı zamanda imalat sanayi içinde de yoğunlaşmanın en düşük olduğu sektörlerdir.
Tarım ve tarıma dayalı sanayi sektörleri arasında güçlü bağlantıların en önemli araçlarından biri sözleşmeli tarım uygulamalarıdır. Şeker pancarı tarımı dışında sözleşmeli tarım kapsamındaki üretimin, toplam ülke üretimi içinde önemsiz bir pay aldığı söylenebilir. Türkiye’de şeker pancarı tarımı tümüyle sözleşme ile yapılmaktadır. Şeker pancarı dışında, bazı sebze meyvelerde sözleşmeli tarıma rastlanmaktadır. Özellikle domates salçası ve konserve fabrikaları, çiftçilerle yaptıkları sözleşmelerle ihtiyaç duydukları hammaddeleri çiftçilerden sağlama yoluna gitmektedirler. Ancak bu kapsamdaki ürünler toplam üretim içinde önemsiz bir paya sahiptirler. Son dönemlerde gıda perakendeciliği sektöründeki gelişmelerin yönlendirmesiyle et ve ürünleri sektörü ile süt ve ürünleri sektöründe yer alan büyük ölçekli modern işletmeler, gereksinim duydukları hammaddenin bir bölümünü işletmeleriyle entegre olan kendi modern havancılık işletmelerinden sağlarken, bir yandan da çevresindeki tarım işletmelerinden sözleşmeyle hammadde sağlama yoluna gitmektedirler. Bu yöntem, dikey bütünleşme, giderek güçlenme eğilimi göstermektedir.
Tarım Satış Kooperatifleri (ki tarıma dayalı sanayi alanında önemli büyüklükte üretim
kapasitelerine sahiptir), potansiyel olarak tarım ve tarıma dayalı sanayi arasında bağlantılar kurulmasında önemli bir işlev görebilecekken, ortaklarıyla bağlarının zayıf olması, yönetimin hükümet güdümlü olması ve en önemlisi yıllarca hükümetlerin izlediği fiyat ve destekleme politikalarının en önemli aracı olarak görülmesi, gibi nedenlerle kendilerinden beklenen katkıyı yeterince yerine getirdikleri söylenemez.
Bazı alt sektörlerde sanayiye uygun hammaddenin bulunamayışı, sanayi tipi meyve ve sebze üretilememesi sektör için ciddi sorunlar doğurmakta, bu sektörlerde sanayi-tarım bütünleşmesini engellemektedir. Örneğin, bu günkü yapısıyla meyve ve sebze üretimi büyük oranda taze tüketilmek üzere sofralık amaçlı yapılmaktadır. Meyve suyu sanayii ancak bu bahçelerin kalite ayrımından sonra, ıskarta ve düşük kaliteye ayrılan meyveleri işlemek zorunda kalmaktadır, zira uygun kaliteli meyve fiyatı, sanayi için çok yüksek bulunmaktadır.
Sonuç
Uluslar arası ticarette ülkemizin şansının arttırılması, Avrupa pazarlarında Türk mallarının satılabilmesi öncelikle AB Standartlarında gıda üretmemize bağlıdır. Bu durum gıda sanayinin çağdaş teknolojiyi yakalamasına bağlıdır. Halkın sağlıklı beslenmesini sağlamak, uygulamadaki standart ve normların aksayan yönlerini saptayıp, ortaya koymak bu aşamada gerekli görülmektedir. Ülke gıda politikası çerçevesinde, halkımızın sağlıklı ve kaliteli ürünlerle beslenmesi, ülke ekonomisine olan katkısının arttırılmasına yönelik olarak, gıda sanayinin sorunlarına cevap olacak teknolojileri geliştirmek, onlara öncülük etmek, kalite kontrolde yeni gelişmiş metotları yerleştirmek, uygulamada aksayan noktaları tespit etmek amacı ile bazı çalışmalar yapılmaktadır.
Türkiye’de tarımsal pazarlamanın ilkel yapısı nedeniyle çağdaş pazarlama kurallarını yansıtan bir gıda ticareti henüz tam olarak gerçekleşememiştir. Bu sorun tarımın ve gıda sanayinin ekonomiye katkısının azalmasına neden olmaktadır. Türkiye’de tarım ve gıda pazarlamasını etkileyen çevresel faktörler; etkisiz dağıtım sistemi, yetersiz alt yapı ve ilkel teknoloji kullanımı olarak özetlenebilir. Taze tarım ürünleri pazarlamasında çalışanlar düşük kapasiteli iken, büyük ölçekli dağıtım firmaları büyük şehirlerde yoğunlaşmıştır. Gıda pazarlamasında çalışan küçük işletmelerin varlığı yüksek pazarlama karlarına ve düşük kapasite ile çalışan aracıların artmasına yol açmaktadır. Türkiye’de pazarlama yapısının ıslahı için öncelikle fiziksel yapını ve pazarlama hizmetlerinin gelişmesi, devletin önderliğinde çağdaş pazarlama kurumlarının kurulması, pazar bilgi akışını sağlayacak yayım hizmetinin geliştirilmesi gerekmektedir.
|